
Bir su damlası gibiyim bugün. Nereye akacağını bilmeyen ve nasıl şekilleneceğine karar veremeyen. Bir gül istiyorum üstüne düşeceğim ve kendimi ona adayıp onu güzelleştireceğim. Kokusunu hissetmek istiyorum tüm zerrelerimde ve koklamak istiyorum üstüme sindiğinde. Bir su damlasıyım ve ancak güzel bir güle yakışırım.
Gül kendinden habersiz bekliyor. Göğe dalmış ve gelecek bir damla su bekliyor. Güneş kendisine uzanmış güzelliğini yansıtıyor. Rüzgar gelecek damlanın habercisi. Bulutlar henüz görünmemiş, ama ümit o kadar fazla ki, bulutsuz bir gökyüzünden bile damlanın gelmesi bekleniyor. Gül biraz hüzünlü biraz narinliğini hisseder biçimde yapraklarını eğiveriyor. Aynen bir çocuğun öksüzlüğü karşısında boynunu bükmesi gibi. Ama yinede ümit var o damla muhakkak gelecek.
Ben bir damlayım ve henüz bulutlar tarafından taşınmamışım. Bir gül bekliyorum, beni içine alacak ve kendisi için hayatının anlamı olacağım bir gül bekliyorum. Ne olur beni bekle gülüm başka damlalara tenezzül etme. Ben seni beklerken sende hasretten içine kapan ve ben gelene kadar açılma. Çünkü sen benim gülümsün.
Aradan çok zaman geçti ve gül boynunu iyice büktü. Bulutlar gelmişti ama o damladan haber yoktu. Gül anladıki istediği su değil özel bir damlaydı. Diğerlerinden farklı olan ve kendisini bekleyen bir damla. Gülün hasretiyle yanan bir damla…
Az daha bekle gülüm gelmeme az kaldı.
Bulutlar gitmeye başladı. Gül artık damladan ümidi kesti. Artık boynunuda bükemiyordu. Çünkü boynunu bükmekten sıkılmıştı. Artık istediği tek şey vardı oda ölmek. Bu düşüncelere dalmış bir şekildeyken rüzgarın kulağına fısıldarmış gibi estiğini hissetti. Sanki o damla geliyordu. Ama bulutlarla değil rüzgarla beraber. Gül hissetmişti ve yeniden canlanmaya başlamıştı. Ve sonunda damla uzaktan göründü. Gül, rüzgara dur dedi. Dur ki damlam üzerime düşsün. Rüzgar güle kıyamadı ve tam damlanın üstüne geldi anda durdu.
Damla gülün üstüne doğru süzülürken neşeden şekil değiştirmeye başladı ve bir kar tanesine dönüştü. Artık kavuşma anıydı ve kar tanesi gülün üzerüne düştü.
Gül tüm hasretiyle kartanesini sardı ve kar tanesi eriyerek tekrar suya dönüştü. Gül tüm gücüyle suyu emdi ve mutluluktan tatmin olmuş bir şekilde huzura kavuştu.
Aradan biraz zaman geçti ve gül içindeki suyu hala hissediyordu. Onu emdi ama duyguları hep aynıydı. Birden kendine baktı ve yapraklarının üzerinde açan bir tomurcuk gördü. Bu emdiği sudan olan bir tomurcuktu.
Ve gül tüm hayatını o tomurcuğa adadı ve masal burda bitti.
bu yazı ilk bana geldigin de seninle yeni tanısmıstım
o zamanda cok etkilenmıstım simdide kalemine saglık ne diym
benım yazılarda gelcek yakında
bekliyorum belgincim
20 Ağustos 2008